İçeriden Dışarıya Bir Bakış Denemesi- Elif Nuray


İÇERİDEN DIŞARIYA BİR BAKIŞ DENEMESİ
Elif Nuray

Uyarı: Bu yazı eser miktarda sosyal medya jargonu içermektedir.
Hatırlatma: İnternetin Türkiye’de kullanılmaya başlamasının üzerinden yaklaşık 20, sosyal medyanın hayatımızın ortasına düşmesinin üzerinden ise yaklaşık 10 sene geçti.
Soru: Sosyal medyanın en büyük kollarından biri olan Twitter bazında değerlendirilecek olursa, yeni bir edebiyat türü doğuyor olabilir mi?
Yazıda geçecek bazı kavramlar için ön sunuş: twitterature, twitterfiction, storylla, blog, mikroblog, entry, tweet, rt, hastag, forum.
Biliyor muydunuz?: “sosyal medya” TDK sözlüğünde yer almıyor ve 2006’dan beri 137.597.975 kere aratılmış.

Yeni Başlayanlar İçin Sosyal Medya Dili

Özellikle Twitter kullanımında dünya pazarının hatırı sayılır bir bölümünü oluşturan Türkiye, kullanım istatistiklerinde birinci sırayı hâlâ kimseye kaptırmamış durumda. Hal böyle olunca, “bu tweet iyi fav almış, son eklediğim fotoğraftaki beğenme sayısı 30 olmuş, bu yazıyı az kişi paylaşmış, yeni blog yazım linktedir” gibi cümleler kurunca, bunu garipseyecek ve bir anlam veremeyecek kişi sayısı pek fazla değil. Bu da büyük bir kesimin ucundan kıyısından sosyal medyaya bir şekilde bulaştığı anlamına gelir. Dolayısıyla asıl amacı “sosyal medya ve edebiyat”a bir bakış atmak olan bu yazıda, ufak bir sosyal medya algı analizi de olacak.

Sosyal Medya Deyince

Henüz ve hâlâ TDK sözlüğünde yer almayan “sosyal medya”, son zamanlarda algının Facebook ve Twitter üzerinde yoğunlaşmasından öte, aslında daha geniş bir mecrayı temsil ediyor. Ülkemizde kullanılmaya başlanması yaklaşık on beş sene öncesine dayanan, temelde kişi ya da kurumların bilgi paylaşmasına ve bu paylaşımlara ulaşmasını sağlayan bir medya sistemi olarak tanımlanabilir. En kaba tabiriyle kişilerin yaptıkları diyalogların, paylaşımların bütünüdür. Sosyal medya bünyesinde kullanılan Facebook, Twitter, Youtube, Bloglar, Forumlar, Haber siteleri ise bu sistemin birer sosyal ağıdır.
Sosyal medya deyince her ne kadar akla ilk olarak Facebook ve Twitter gelse de, kişiler özgürlüklerini önce forumlarda ve akabinde blog sayfalarında çoktan ilan etmişlerdi. Blogspot, WordPress, Myspace ve benzeri uzantılarla açılan sayfalarda, düzenli veya düzensiz aralıklarla, bütün biçim ve içeriğini kullanıcıların belirlediği yayınlar zaten medya sisteminde yerini almıştı. Bizim bu yazı boyunca ve aslında her hal içinde derdimiz olan edebiyat, uzun zaman önce “hızlı erişim ve paylaşım, anlık üretim, vb” ile ifade edilebilecek bir yolla çeşitli mecralarda sunuluyordu. Kullanıcıların şiir/yazı/haber/hikâye paylaştığı, kendilerine ait bölümlerde ürünlerini sundukları, hatta şiir/öykü atölyelerinin yapıldığı ve buralarda anlık üretimlerin sağlandığı, hem paylaşım hem yaratım alanı olan mecralar en başta edebiyat forumlarıydı. Şimdi artık sadece Twitter ya da Facebook hesabı olan ya da olmayan bazı yazar ve şairler, forumların deyim yerindeyse meşhur olduğu zamanlarda, gerek edebiyat paylaşımlarını oralarda yapıyor, gerek çıkan dergilerin haberlerini ve içeriklerini bu forumlarda insanlara sunuyorlardı. Bir başka deyişle edebiyat uzun zaman önce de sosyal medyada ciddi bir yer işgal ediyordu, fakat gündemimizde bunun üzerine kafa yormak yoktu. Peki ne oldu? Ekranlarımıza iki sihirli değnek dokundu.

Hayatımıza Değen İki Sihirli Değnek: Facebook ve Twitter

Facebook’un ülkemizde kullanılmaya başlaması 2004, Twiter’ın ise 2006’da oldu. Bunun öncesinde kimse “sosyal medya” diye bir ‘şey’den bahsediyor değildi. Çünkü herkesin bilgisi dahilinde olan ve paylaşımların tek bir yerde toplandığı bir alan yoktu. İnsanlar paylaşımları için ya bloglarını ya da edebiyat forumlarını tercih ediyorlardı. Kısa bir sürede onlarca kişiye ulaşmanın en hızlı ve üstelik masrafsız yoluydu. Peki, bir şey tercih edilmek zorunda mıydı? Hayır. Kağıtla olan kadim münasebetine sadık olanlar o zaman da varlığını sürdürüyordu. Ama kimse teknolojinin cazibesine ve makul oluşuna fazla direnemedi. Her forumun kullanıcı grubu belliydi ve neredeyse bir dergi ekibinin iştiyakıyla üretmeye paylaşmaya devam ediyorlardı. Edebî uğraş içinde olan veya olmayan herkes için edebiyata dahil herhangi bir şey öğrenmek, sonra onu araştırmak, tartışmak mümkündü. Yazan kişilerin çalışmalarını yayınladıkları andan itibaren geri dönüşleri hızlıca alabildikleri, karşılıklı etkileşimde bulunabildikleri, çeşitli atölye çalışmalarıyla yeni formların/ yolların (çağrışımla şiir yazma, üç satırlık hikâyeler yazma, bir hikayeyi farklı kişilerin devam ettirerek yazması, bir fotoğrafa metin yazma vs gibi) denendiği ortamlardı. Bu bağlamdan bakılınca edebiyata katkısı su götürmez bir gerçekti. En azından yazan kişileri öyle veya böyle, o veya bu amaçla yazmaya/ düşünmeye sevk ediyor, diğer yazanları takip etme imkânı sunuyordu. Olumlu etkilerinin ve ortaya koyduğu açılımların yanında, her kullanıcı hesabı ya da her blog sayfası açanın kendini yazar sanarak bir yazı kirliliğine sebep olduğu da ayrı bir gerçekti. Nitekim hâlâ öyle.
Bu forumlar ve blog sayfaları ne oldu da gözden düştü? Durum aslında bir gözden düşme değil, var olan sosyal medya kullanımının alan değiştirmesiydi. Forum ve blog kullanıcıları peyderpey Facebook’ta bir hesap açmaya ve yazdıklarını orada paylaşmaya başladı. İnsanlar gittikçe artan sayılarıyla hatırı sayılır bir çoğunluğun bilgisi dahilinde olan tek bir alanda toplandı. Vaktiyle oldukça yoğun paylaşımların yapıldığı edebiyat forumları tek tek kapanmak zorunda kaldı. Facebook’tan iki sene sonra Twitter’ın da farklı biçimde bir alternatif olarak medya sisteminde yer almasıyla, pek de ses getirmeyen paylaşım yoğunlukları dikkatleri çekmeye başladı. Ve böylelikle aslında zaten var olan edebiyat ve sosyal medya ilişkisi ve hatta sosyal medya denen şey görünür kılınmış oldu, etkisi arttı. İşte sosyal medya denince; akla bloglardan, forumlardan, sitelerden önce Facebook ve Twitter’ın geliyor olmasının nedeni bu merkeze oturmuşluktur.

Edebiyatın Nabzına Yeni Damarlar

Edebiyatın gerçekte nabzının attığı yer bilindiği üzere edebiyat dergileridir. Ciddi emek ve uğraş isteyen, vakit alan, üzerindeki çaba takdire şayan, zor ortaya çıkan her şey gibi varlığı kıymetli olan edebiyat dergileri… Fakat sosyal medya hayatımızda hatırı sayılır bir yer kaplamaya başladığından beri, edebiyatın nabzı muhtelif başka damarlarda da atmaya başladı. Matbunun karşısına birden bire e-dergiler, bloglar, e-kitaplar, bir mikro blog olan Twitter gelip durdu. Teknolojinin adeta yakamızda takılı birer karanfil haline geldiği şu çağ ve günde, edebiyatın nabzı artık sadece dergilerde değil, üretimin paylaşılabildiği birçok mecrada da tutulabilir oldu. Çünkü üretilen çalışmanın insanlara sunulmasını oldukça kolaylaştıran, herhangi bir editöre ya da matbu araca ihtiyaç duymadan tek saniyede onlarca insana ulaşma imkânı sunan dev bir pazar var. Kullanıcılar gerek Twitter hesaplarında -ki Twitter haberleşme olanağından önce bir mikro blog sistemidir-, gerek Facebook’ta, gerek kendi kişisel blog sayfalarında, tamamen kendilerinin belirlediği ölçü-nitelik-stilde paylaşımlar yapıyorlar. Şiirler, hikâye kesitleri, roman diyalogları binlerce kişi tarafından paylaşılıyor. Şairler, yazarlar, romancılar, fotoğrafçılar, yönetmenler da bu paylaşım yapan grubun belki de en önemli parçaları. Çünkü edebiyatı en azından şu gün için yönlendiren kişiler bizatihi onlar.
Hal böyle olunca, ortaya “sosyal medyanın edebiyata, edebiyatın sosyal medyaya etkisi nedir?”, “sosyal medyadan ilham almak, sosyal medyaya ilham olmak”, “kağıt ölüyor mu”, “sosyal medya edebiyatın seviyesini düşürüyor mu” gibi sorular/başlıklar çıkıyor.
Sosyal medyanın edebiyat üzerindeki ve içindeki yeri ve etkisi, objektif bakacak olursak tamamen iki farklı şekilde yorumlanabiliyor. Çünkü olumlu bir takım etkilerinin yanında, olumsuz yanları da yok değil.
Şu bir gerçek ki sosyal medya üzerinde akan bir edebiyat ve bunun edebiyat gündemine bir etkisi var. Bloglarda ya da Facebook’ta paylaşılanların hali hazırda var olan şeyler yahut edebiyata yeni bir katkısı olmayan sosyal ağlar olduğu gerçeğini bir yana koyup, Twitter bazlı düşünecek olursak önümüze oldukça ilginç şeyler çıkıyor. Twitter, formu gereği, bir mikro blog örneği ve kullanıcılar 140 ya da daha az vuruşluk cümleler yazarak burada edebî olan veya olmayan üretimlerde bulunuyorlar. Yazılan şeylerin 140 karakterle sınırlanması, uzun yazmanın bir karşıtı değil, yeni bir biçim. Bu, her kelimenin işlevsel olmasını zorunlu kılıyor. Dallas News’ten Chris Vogner’ın “Twitter biz yazarları güzel yazmaya sevk ediyor.” deyişine atfen, güzel yazmaya değilse de daha özlü daha derli toplu yazmaya sevk ettiği kesin. Anlatılmak istenen şey, uzun cümlelerle anlatılmak yerine, öze ulaşılıncaya kadar kırpılıyor, yeniden biçimlendiriliyor. Bu da zihin ve yazı idmanı açısından faydalı bir çaba. Fakat ciddi bir tehlikesi de var: Bir süre sonra amacın kısa ve “anlık zekâ” ürünü olan, bir şey söyleyen ama söylenen şeyin açımlanamadığı cümlecikler üretmek haline gelmesi. Retweet edilen ya da favorilere sıklıkla eklenen tweetlerin kendi başına edebî şaheser muamelesi görmemesi için bir uyarı levhası oluşturmak gerekir belki. Zira günümüzde özellikle kalem kuşanmış genç neslin belki de en ciddi sorunu, ortaya attığı fikrin ya da görüşün altının dolu olmaması yahut zihnin bir görüşü tartışmak/açıklamak konusunda kısır kalması. Bunun kaçınılmaz bir sonucu ise tabii ki hızla sönüme geçecek olan varlık.
Sosyal medyada kullanıcılar tarafından edebiyat eserlerinin belli bölümlerinin, şiirlerin, hikâyelerden pasajların paylaşılması, onlardan hiç haberi olmayanları dahi merak edip öğrenmeye sevk etmesi bakımından önem taşıyor. Bu aynı zamanda ortamın yarattığı havadan ötürü, insanları “bir şeyler” paylaşmak zorunda olma psikolojisine ittiğinden belki de, yeni dizeler yeni hikâyeler peşine düşülmesine yol açıyor. Tabi bunu yapanların sosyal medya popülerliği peşinde oldukları için mi yoksa gerçekten okuduklarını paylaşma arzusunda oldukları için mi yaptıkları muğlak. Nitekim buna Necip Tosun’un Ağustos ayında paylaştığı bir Facebook gönderisi cevap olabilir: “Bir kitabı aslında altını çizdiğimiz yerler için okuruz. Ama onları bulmak için de ne yazık ki kitabı baştan sona okumak gerekir.”
Paylaşılan şiirlerin yahut hikâyelerin kime ait oldukları kimi zaman doğru şekilde belirtilmeyebiliyor. Bu yazar açısından sıkıntılı bir durum çünkü her bir eser ciddi bir emek sonunda ortaya çıkıyor. Fakat yine de eğer bir kitap, okuyucusunu sosyal medyadan kendine çekebiliyorsa, bu paylaşımlar okurun ekranlardan raflara yönelmesini sağlayan araç haline dönüşebilir pekâlâ. Nitekim meraklıları için hali hazırda öyledir de. Edebiyat artık sosyal medyada dipdiri bir nehir olarak akmaktadır.

Dünya’nın Durduğu Yer/ Twitter Yaratıcılığı

Ülkemizdeki yazar ve şairlere sorulduğunda, twitter’ı iletişim için kullandıkları, orada edebiyat üretmenin onlar açısından pek mümkün olmadığı ortak cevabını görüyoruz. Ya da kimi bunun üzerinde düşünmediğini söylüyor. Ama bunun dünyadaki yankısı böyle değil. Onlar Twitter’ın pekâlâ üretim yapılabilecek bir mecra olduğunu savunuyor çoğunlukla. Ortaya çıkan ürünler bu savı destekler nitelikte. Has edebiyatın yerini alamayacağı bir gerçek olsa da, yeni bir biçim olarak görmek konusunda “Neden olmasın?” diyebilmek önemli. Zira etrafımızdaki her şey, bütün kainat, bir forma evrilirken, edebiyatın yeni bir biçimle üretilebilme imkânı ürkütücü olmasa gerek. İşte tam burada gözümüzü dünyaya çevirdiğimizde oldukça ilginç üretimler ve kavramlar bizi karşılayabiliyor.
Bunlardan biri “#twitterature”: yaratıcılığın klasik edebiyata değdiği yer. Twitter’ın ve İngilizcedeki “literature” kelimesinin bir kombinasyonu. Kelimenin başındaki # işareti Twitter’daki hastag’i (bir nevi etiketleme) imliyor. Amerika’da Chicago Üniversitesi öğrencisi olan iki arkadaş olan Emmet Rensin ve Alexandar Aciman (yaşları 19), cin fikirleriyle daha önce yapılmamış bir şey yapıyorlar. Her ikisi de klasik edebiyatın önemli olduğu görüşündeler, bunun yanında sosyal medyanın da… İşte bu ikisi var olunca, Alex ve Emmet tweet’leri kullanarak sosyal medyada klasik edebiyatı yeniden üretmenin bir yolunu keşfettiler. 60 adet klasiği, karakterleri yeniden konuşturarak, kısa kısa parçalar halinde, espirili ve modern bir anlayışla yazacak bir biçim tasarladılar. Twitterature’ın web sayfasındaki bilgilere göre (www.twitterature.us), Amerika’nın en büyük yayınevlerinden olan Penguin, bu üniversite gençlerinin fikrini keşfetti ve onlara bunun kitaplaşması için bir teklif götürdü (2009). Ve kitap şöyle isimlendirildi: “Twitterature: The World’s Greatest Book, Now Presented in 20 Tweets or less”. Kitabın içinde yer alan bazı klasikler şöyle: Hamlet, Hobbit, Da Vinci’nin Şifresi, Madam Bovary, Godot’yu Beklerken, Ulysses…
Twitterature, ciddi bir kitap değil, eğlenceli zekice üretilmiş bir kitap. Hakkındaki yorumlar haliyle ikiye ayrılıyor. Kimileri bunun zekice bir fikir olduğunu savunurken, kimileri ise klasikleri küçültücü bir hareket olarak görüyor. Fakat her ne olursa olsun, bu Twitter’ın yeni biçim ve üretimlere her daim gebe olduğu, eğer olumsuz yanları bir kenara bırakılarak yaratıcı yazarlık bağlamında değerlendirilirse ortaya oldukça ilginç çalışmaların çıkabileceği bir alan haline dönüşebileceği bir gerçek. Her ne kadar ülkemizde örneklerine fazla rastlanmasa da, geçtiğimiz ağustos ayında Yitik Ülke yayınlarından “Yitik Öykü- Bir Tweetlik Öyküler” isminde bir kitap yayınlandı. Twitter kullanıcılarının bir hastag altında yazdığı birkaç cümlelik kısa öykülerden oluşuyor. Kısa öykü demişken, yine Amerika merkezli ortaya çıkan #twitterfiction’dan da bahsetmek faydalı olabilir. Twitter üzerinden tweetler ile öykü kurgulayıp yazan dünyanın her yerinden olan kullanıcılar, bunu sonrasında bir festivale dönüştürdüler. İlki birkaç ay önce Amerika’da yapldı. Amerikan Yayıncılar Derneği ve Penguin’in desteğiyle ortaya konuldu. http://www.twitterfictionfestival.com’dan geniş bilgiye ulaşılabilir. Site sizi şöyle bir cümleyle karşılayacak:
“Twitter: Dünyanın tüm gün hikâyelerini anlattığı yer. Üstelik her gün.”
#twitterfiction üretenlere bir örnek olarak Cloud Atlas (Bulut Atlası)’ın yazarı David Mitchell verilebilir. Mitchell, yeni çalışmasını 140’lık vuruşlardan oluşan cümlelerle Twitter’da yayınladı. Günde 20 tweet atarak ve kurgu dahil öyküye dair tüm üretimleri Twitter’da yaparak. Bunun haricinde benzeri kitaplar çıkmaya devam etti: “The World According to Twitter, David Pague”, “My life in Tweets, Jones Bridle” gibi.. Bunlar ilk değil. Muhtemeldir ki son da olmayacaklar.

Son Söz

Batılı yazarların bir imkân olarak gördüğü ve cin fikirler üretmeye devam ederek kullandığı sosyal medya alanları, ne yazık ki bizde henüz eleştiri topuna tutulmaktan öteye geçebilmiş değil. Halbuki var olan edebiyatı geliştirmek, yeniliklere doğru yürümek için bir araç olabilir. Kişileri yaratıcılığa sevk etmesi, dize bazına indirgenerek de paylaşılıyor olsa insanları şiire aşina kılması, önemli yazar ve şairlerin hiç değilse bahsinin geçmesi ve daha bir sürü başlık altındaki paylaşımlar, edebiyatın zihinlerde daha çok yer işgal etmesi açısından oldukça mühim. Kaldı ki çağın her şeyin daha hızlısına bizleri mecbur kıldığı bir yerde, teknolojiyi reddetmek birçok şeyi reddetmek anlamına geliyor. Kimse artık dergilere şiirlerini mektup yazarak göndermiyor. Ya da sevdiceğinden telgraf gelir mi diye beklemiyor. Ya da bir kitabı varsa kapı kapı yayınevi dolaşmayı tercih etmeyebiliyor çünkü önünde dev bir pazar ve masrafsız bir yayın ortamı var. Yani sosyal medyada, yazar=yayıncı=editör=dağıtımcı=kullanıcı. Vesair, vesair…
e-posta mektubun, mms’ler kartpostalın, anında telefon edebilmek sıra bekleyerek yapılan telefon görüşmelerinin, bir tabletten okunan kitabı bitirmekle tuğla gibi bir kitabı ona dokunarak bitirmenin hazzı birbirinin yerini asla tutmayacak. Bu, edebiyatın geçmişi ve geleceği için de böyle. Ama şimdi mektup konusunda ısrarcı davranıp, mail göndermeyi nasıl reddetmiyorsak, edebiyatın teknolojinin getirdiği yeni mecralara uyum sağlayabileceğini de reddedemeyiz.

Ama,
Üye olunması basit, ücretsiz ve hızlı olan sosyal ağlar, yazarları daha iyi yazar yapmaktansa bu alanları kullanan daha çok insanın kendilerini yazar sanmasına yol açıyor. Kısa sürede binlerce kişiye ulaşmak, amacı okura ulaşmak olan yazar için bulunmaz bir nimet. Ama güdük fikirlerin, beğen butonlarıyla ve fav’larla pohpohlanan yazarımsı şairimsi bir kesimin yer işgal etmesine de olanak tanıdığı için zaman zaman çıldırtıcı da bir ortam. Hakikatli olmayan yazar ve şair adaylarının bir zaman sonra iyi şiire iyi yazıya ulaşabilmekten çok Twitter’da RT alabilecek cümleler kurma derdine düşmeleri, ortalığın bir aforizma çöplüğüne dönüşmesine yol açıyor. Zihin ilk başta cümleleri 140 karaktere sığdırmak için çabalarken, sonrasında daha artistik, daha cezbeden, daha dikkat çekecek, daha daha daha tweetler yazmak için bir mücadeleye giriyor. Hal böyle olunca da, gerçekten bir edebiyat üretilebilecek ya da var olan sahih edebiyat paylaşılabilecekken, bir bakıyorsunuz her kafadan ayrı bir dünya frekansı kendini boşluğa bırakıveriyor. Bu hususta, zamanla daha çok madde eklenmesinin kaçınılmaz olduğu, durum özeti için şöyle bir liste yapmak mümkün:

Sosyal medyanın etkileri:

  • Olumlu
    – Daha çok okura ulaşmak.
    – Anında tepki/geribildirim
    – Şair/ yazarlara kolay ulaşma imkanı
    – Dergilerle iletişimde kolaylık
    – Zihin üretiminde artış
    – Az sözcükle çok şey anlatma gayreti
    – İnsanların kafasında ne olduğunun bilinmesi
    – Yepyeni imgeler, yeni şairlerin doğma ihtimali
    – Edebi kamudan haberdar olmak
    – Daha geniş bir eser havuzuna erişim
    – Kısa öykü çalışmalarının artması
    – Daha çok insanın şiire, hikayeye, romana aşina olması
  • Olumsuz
  • – Aforizmaya, içi boş etkili söze yönelim
    – Etki sönümü
    – Şaire ulaşınca büyünün bozulması
    – Dergilere mektup gönderip cevabını beklemekteki heyacanın yok olması
    – Tüketim hızının üretim hızından büyük olması
    – Popülerite sevdası
    – Gizemin, kapalılığın ölmesi. İfşa fazlalığı.
    – Bir eser üretmek için birikmenin engellenmesi
    – Kağıt kokusu ve dizelerin altını çizme halinin yok olması
    – Şiirde hasar oranının maksimuma ulaşması
    – Ultra minimalistlik
    – Sonuç: sistem çöküşü

Kaynakça: Wikipedia.com Huffingtonpost Sabitfikir.com suite.io twitterature.us twitterfictionfestival.com twitter.com facebook.com worpress.com

Bu yazı, Hece Dergisi'nin 213. sayısında yer alan
 "Dijital Yerlileri ve Dijital Göçmenleriyle Sosyal Medya
 ve Edebiyat" dosyada yayınlanmıştır.
 (Eylül 2014)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s